Ayakkabının tarihine yolculuk

Gamze Saraçoğlu

Gamze Saraçoğlu
Moda Tasarımcısı

Yıllardır moda dünyasının içindeyim. Çizmek, kesmek, biçmek… Kumaşların, renklerin arasında kaybolmak… Tarifsiz duygular… Biliyorsunuz son yıllarda da İnci Deri için ayakkabı koleksiyonu hazırlıyorum. Ben de bu doğrultuda bu ilk yazımda, sizi ayakkabının tarihine kısa bir yolculuğa çıkarmak istedim…
İlk ayakkabı ilk insanlarının doğaya karşı ayaklarını korumak için ağaç kabuklarından ve yapraklardan tasarlanmış, ihtiyaçların yaşadıkları çağın çevresel koşullarına göre marjinalleşmesiyle hayvan derilerinden sandaletler yapılmaya başlanmış.
İlk deri ayakkabıların M.Ö. 2500’lü yıllarda Ortadoğu’da kullanıldığı düşünülüyor.
Amazon yerlileri 1200’lü yıllarda kauçuk ağaçlarının sıvılarıyla ilk su geçirmez ayakkabıları ürettiler.
En tasarımcı toplum ise M.Ö.3500’lerde Mısırlılar’dı. İmalatta kalıp kullanarak ham deriden üretimi standart hale getiren Mısırlılar, tabana ipler bağlayarak sandaletler yapıyorlardı. Seri ve standart üretimleri çevresel ihtiyaçlara ve kullanıcıların cinsiyet ve statülerine göre gittikçe iyileşerek aksesuarlaşmaya başladı. Kadınlar için mücevherler, erkekler için deri kayışlara ender bulunan değerli taşlar takıyorlardı. Roma prenseslerinin altın tabanlı sandaletleri ve XIV.Louis döneminde saraydaki kadınların kırmızı topuklu zarif ayakkabıları gücü ve sınıfı gösteriyordu.
Spartacus, Gladyatör, Troy gibi tarihi filmlerde kullanılan sandaletler ve kemerlere baktığımızda ise hem fiziki ihtiyaçların hem de şıklığın tam anlamıyla karşılandığını görebiliyoruz.
İ.Ö. 5. yüzyıla kadar Etrüskler, uçları yukarıya kıvrık, yüksek ökçeli, bağcıklı ayakkabılar giydi. 15. yüzyılda ‘chopine’ adı verilen platform ayakkabılar, kadınları yerdeki çamurdan koruyor, yüksekliği ile statülerini belirliyordu. Rönesans boyunca var olan ve neredeyse yüksekliği 50 santimetreye kadar ulaşabilen ‘chopine’ yani platform topuk, Shakespeare’in Hamlet oyununa bile konu olmuştu. Catherine di Medici, Kral II. Henry ile evlenmek üzere giydiği ayakkabıların topukları da platform topuk oldu ve Fransızlar arasında moda çılgınlığı yarattı.
Ortaçağda, deri, saten veya brokardan kumaştan sivri burunlu ayakkabılar, potinler ve çizmeler üretildi. Mantar topuklu şosonlar ise 1575’te üretildi. Yuvarlak ve sivri burunlar 17. yüzyılda gelişti. Bağcıklı, tokalı, kurdeleli, fiyonklu gibi çeşitler tasarlanarak kadın erkek ayakkabı modası başladı. Bu çağda mokasenler popüler oldu.
Osmanlı zamanında, toplumsal konumuna ve mesleğine göre tasarlanan ince bir zevkle ve hünerle işlenmiş deri ayakkabı ve çizmeleri halen Topkapı Sarayı Müzesi’nde görebilirsiniz.
Ama ne olursa olsun, biz kadınların her zaman topuklu ayakkabıya karşı bir zaafı olmuştur. İlginçtir ki topuklu ayakkabıyı 1533’de Leonardo da Vinci keşfetmiş. Hatta Floransa’lı ufak tefek ve gösterişsiz Cetherine’i, düğününde görkemli gösterebilmek için ilk kez topuklu ayakkabıyı tasarlamış.
18. yüzyıla geldiğimizde erkekler çizme, kadınlar kadife ve ipek ayakkabılar giyerdi. 1830’larda, bilek seviyesinde ve bileği kavrayan, dar boğazı ile oldukça zarif tasarımlarla çizme kadınların hayatına girdi. Çizmenin moda dünyasına adım atması ise 20. yüzyılda oldu. Aslında, mini etek giyen kadınların bacak dekoltesini azaltmak için çizmeler kullanılsa da, kadınlar mini etek ve çizmelerle daha da dikkat çeker hale geldi.
Yine 18. Yüzyılda, Paris ayakkabı modasını belirliyorken, 1859’da açılan fabrika ile Amerika modayı ele geçirdi. 1951’de Fransız Charles Jourdan’ın tasarımları Fransa’da ve İtalya’da üretimi yapılan stiletto’lar cinsel cazibeyi sembolize ediyordu. 19. yüzyılda ayakkabı, insanların siyasi ve sosyolojik görüş ve felsefelerini vurguladıkları bir obje olmaya başladı. Günümüzde kadınların büyük bir bölümü cazibe için topuklu ayakkabı kullanıyor. Aynı giysiyi topuklu ya da topuksuz ayakkabıyla denediğinde kadınların topuklu ayakkabı ile kendilerini beğendikleri aşikar. Topuklu ayakkabı kadının şıklığını, zarafetini, dişiliğini gösteren, bacakları uzunlaştıran, genel duruşuna derinlik kazandıran, kadının kendine güvenini belirleyen, beden dilini tam anlamıyla değiştiren, karizma ve seksilik katan fetiş olabilecek bir aksesuar oldu.
Topuklu ayakkabılar ile kadın arasında inanılmaz tinsel bir bağ var. Christian Louboutin kadının cinselliği ile topuklu ayakkabılar arasında doğrusal bir korelasyon olduğunu ve bu nedenle yüksek topuklar üzerinde çektiği acıya dayandıklarını söylüyor.
Althusser “topuklu ayakkabı kadını çağırır” der.
Giorgio Armani “Stil ve moda arasındaki fark, kalitedir.”
Florde Apanas “Rahatlıkla, şıklık arasında bir seçim yapmam gerekse, rahatlıkla şıklığı seçerdim.”
Dries Van Noten “Amaç insanları değiştirmek değil, kim olduklarını kıyafetlerle anlatma fırsatı vermek”
Jean-Paul Gaultier “Şıklık, üzerinizdeki kıyafetten çok, bir kişilik meselesidir.”
Derlerken kadının topuklu ayakkabı tutkusunu anlayabiliyoruz.